Hazırlayanın Enis Batur olduğu bir kitap her dönem için ve herkes için nimettir.
Yazarlığı kadar belki yazarlığından da fazla okurluğuyla kıymet kazanmış biri.
Başlıktan da anlaşılacağı üzere kitap, Batılı gezginlerin Anadolu ve İstanbul
seyahatlerinin seçkisi. Jan Potocki,
Flaubert, Nerval, Le Corbusier, Michel Butor gibi afili isimler bu
seçkideki isimlerden bazıları.
Kitabın içindeki illüstrasyon, resim ve gravürler çok yerinde ve abartısız. Derlenen metinler Enis Batur’un imbiğinden geçmiş, can
alıcı şeyler. Doğa ve şehirler kadar halk ve kültürünü de tasvir eden yazılar. Bu
topraklarda rastlamanın zor olduğu saygı, hoşgörü ve letafetin; bundan ikiyüz
sene evvel memleketimizin bayrağı olduğunu okumak üzücü ve şaşırtıcı. Kitap Turkcell’den çıktı, bulması biraz zor.
Sahafları dolaşmak gerek. Zahmete değer.
“Sonunda İstanbul Limanına vardık. Burada kalemimi bırakıyorum. Çünkü
bu manzara bütün tanımların üzerinde. İmgenizde canlandırın, abartın,
gezginlere başvurun, gerçeğin her zaman altında kalacaksınız.” Jan Potocki
“Ramazan başlamak üzereydi; ona oruç tutup tutmayacağını sorduk. –Ramazan
gelince içeri girmesin diye evimin kapılarını ve pencerelerini kapatıyorum,
dedi.- Biraz gavur Marchand’a biraz da daha katı Müslümanlara şakalar
yapıyordu, onlar da bu şakaları oldukça iyi karşılıyor gibi görünüyorlardı.
Bizim ona ikram ettiğimiz romu içmekte hiçbir zaman duraksamadı. Yol arkadaşım
ona Muhammed’i ne kadar üzdüğünü göstermeye çalışsa da aldırmıyor, kendisinin
aldırmadığını, Peygamberin de buna aldırmayacağını anlatan hareketler yapıyor,
bardağın dibinde hiçbir şey bırakmamak dışında bir kaygısı olmadığını
gösteriyordu. Büyük ya da küçük ayrıntılarda, Konstantinopolis’in
bozulmuşluğunda olduğu gibi Ahmet’in Rabelais’yi andıran dinsizliğinde de
Türkiye’deki büyük çeşitlilik hissediliyor: Müslümanlık ve Türkler bir arada
yaşıyor.” Ampere
“Bu insanlar Rumdu, yani Hristiyandı; ama bu topluluğu oluşturanlar
Türkçeden başka bir dili çok az konuşabiliyorlardı... Asya Rumları kendi dilini
konuşmak istediklerinde kulağı tırmalayan sözcükler kullanıyorlardı. Modern
İyon lehçesi denen şeyin, emin olun, Heredot’un dilinin inceliğiyle hiçbir
ilgisi yok.” Ampere