İslam’da alegorik anlatım
Hristiyanlığa kıyasla pek revaçta sayılmaz. 11. yüzyılda yaşayan İbn Sina, Huneyn bin İshak’ın 9. yüzyılda Yunanca’dan çevirdiği Salaman ve Absal öyküsünden (bu öykü
uzun zaman kimsenin dikkati çekmez) pek etkilenir. Benzerini yazmaya koyulur ve
Hay bin Yakzan (Diri oğlu uyanık) ortaya
çıkar.
İbn Sina’nın yazdıkları da şüphesiz ondan sonrakileri etkiler. Bu
alegorik anlatım bir gelenek haline gelir, öyküler yazılır. İbn Tufeyl’in Hay bin Yakzan’ı üne kavuşanlardan. Anlatım tekniği dışında iki
öykü arasında bir benzerlik yok. İbn
Tufeyl’in öyküsünde üç soruya cevap aranır:
1- İnsan kendi başına, hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin, doğayı
inceleyerek düşünme yoluyla ‘insan-ı kâmil’ aşamasına ulaşabilir, başka bir deyişle
insanî nefs, faal akılla birleşebilir mi?
2- Gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişir mi? Yani felsefe ile
din arasında tam bir uygunluk var mıdır?
3- Mutlak bilgilere ulaşmak bütün insanların üstesinden gelebileceği
bir şey midir? Yüce gerçekliklere ulaşmak bireysel bir olay mıdır?
18. yüzyılda Latince ve
İngilizce’ye tercüme edilecek kadar namı yayılır. Bir ada hikayesidir. Belki Daniel Defoe’nin beslendiği
öykülerdendir. Çok sürükleyici olduğunu söylemek zor ama sıkmadığını
söyleyebilirim. Günümüz için modası geçmiş bir konu, üslup ve akıl yürütme
yöntemi. Fakat İslam’ın günümüze kadarki yolculuğunu tanımak, beslendiği
kökleri öğrenmek hevesinde olanlar için okunması elzem.
Etkileşim, İnsan Yayınları ve YKY
yayınladı. Bende YKY baskısı var
fakat okuduğum kadarıyla işin ehli olanlar İnsan
Yayınları’ndan çıkanı daha matah buluyorlar. Bulmak çok zor değil.