1944 doğumlu bir İngiliz. Katolik bir rahibe olarak yedi sene
geçirdikten sonra edebiyat okumaya karar verir. İlerleyen yıllarda BBC için bir belgesel hazırlar. Aziz Paul’un hayatı hakkındadır. 1993
yılında magnum opus’u olan Tanrı’nın Tarihi’ni yazdı. 2002 yılında
da İslam peygamberi Muhammed’in hayatı hakkında bir kitap
yazdı. Kendisini ‘freelance monotheist’
olarak nitelendiriyor.
Kitabın çok temel olarak konusu “İbrahim’den günümüze 4000 yıllık Tanrı
arayışı”dır. Başlangıçta “Tanrılar ve
insanoğlu aynı kaygıyı taşıyorlardı; tek fark, tanrıların daha güçlü ve ölümsüz
olmalarıydı.” Sonra bu tanrıların zaafları olduğu anlaşıldı. Üstelik
ölümsüz de değillerdi. Her şeye gücü yeten, biricik tanrı anlayışı yavaş yavaş
gündemi işgal etmeye başladı. Eski Ahit ile
birlikte kağıda döküldü. Daha sonra Hristiyanlık
peydah oldu. “Bugün Hristiyanlık olarak
bildiğimiz dinin ilk metin yazarı olan Aziz Pavlus, Tanrı’nın dünyaya kendini
Eski Ahit yerine, esas olarak, İsa’da gösterdiğine inanıyordu... Yani Pavlus,
İsa’nın sıradan bir insandan fazlası olduğuna inanmaktaydı... İsa böylece yeni
insanlık haline geliyordu... Birinci yüzyılda Hristiyanlar da Tanrı’yı düşünüp,
ona Yahudiler gibi ibadet etmeye başladılar. Hahamlar gibi tartıştılar. Üstelik
kiliseleri sinagogları andırıyordu. Hristiyanlar Eski Ahit’i dikkate
almadıkları için sinagoglardan kovuldular. Kavga bunun üzerine başladı.”
Eskiden paganlardan bazıları Yahudiliğin
cazibesine kapılıyorlardı ancak şimdi Roma
İmparatorluğu ile yıldızı bir türlü barışmayan Yahudiler cazibelerini kaybettiler. Yeni moda Hristiyanlık’tı. Fakat bu modaya daha çok eğitimsiz kişiler yahut
köleler kapılıyordu. I.Konstantin (272
– 337) ’in Hristiyanlığı seçişi
kırılma noktası olur. 300 sene sonra Arabistan’da
peygamberlik iddiasında olan yeni bir kişi oyuna dahil oldu: Muhammed. “Araplar komün etiğinin baskın olduğu bir medeniyete sahiplerdi. Mürüvvet
erdemlerine göre bir Arap, kendi yaşam güvenliği ne olursa olsun seyyid şeyhine
itaat etmeli, kendini aşiretine adamalıdır. Seyyid malı ve mülkünü halkıyla
paylaşır, halkdan bir kişinin ölümünün öcünü bile, katil aşiretten bir kişiyi
öldürerek alır. Böylece kan davası, hiçbir aşiretin öteki üstünde egemenlik
kurmaya kalkışamayacağı kaba ama geçerli bir adalet biçimi olur. Kendilerine
hiçbir peygamber veya vahiy gönderilmemiş olduğundan dolayı yaygın bir aşağılık
duygusu yaşıyorlardı. Yahudilik ve Hristiyanlığı kendi pagan dinlerinden üstün
görseler de bu dinler bölgede pek yaygın değildi.” Bekledikleri kişi
geldiğinde ilk işi şirki yasaklamak, Tanrı’nın tekliğini vurgulamak oldu. “Kuran sık sık açıkça kadınlara seslendi,
bu Yahudi veya Hristiyan kitaplarında nadiren görülür.” Kısa zamanda hızla
kabul gördü ve koca bir coğrafyaya yayıldı. Artık bütün oyuncular, oyunlarını
sahnelemiş ve sahneyi terk etmişlerdi... Sanki Tanrı, dondurulmuş bir karede
sabitlenmiş bir görüntü gibiydi. Bundan sonra meydan izleyiciler ve eleştirmenlere kaldı. Augustinus, Gazali, İbn Rüşd, Anselmus,
Aquinas, Hallac, Suhreverdi... Sonra sonra din sorgulanmaya başladı. Birçok
bilimsel buluşun, kutsal kitaplarda yazanlarla çelişmesi; kendini dini otorite
olarak dayatanların yozlaşması Tanrı ve dinin konumu daha da sarstı. Tanrı’sız
bir dünya/evren/hayat fikrini savunan yazar, bilim insanı ve filozoflar ortaya
çıktı. Din ve Tanrı’nın dahil edilmediği teoriler, inançlar yavaş yavaş kabul görmeye
başladı.
Çok kısa ve sığ bir özetle andığım bu kitap tabii ki yalnızca 'semavi' dinleri anlatmıyor. Fakat büyük dilim tabii ki onlara ayrılmış. Ayraç Yayınevi bastı. Bulmak çok zor değil. Din tarihi öğrenmek
için harika bir başlangıç kitabı. Olabildiğince tarafsız. Anlaşılmaz terimler,
boş laflar, kuru ezber laflar yerine pamuk gibi bir dille anlatılan kadim bir
hikaye var. Mutlaka okumalısınız. Çok güzel bir belgeseli de çekildi ama kitabın
yeri ayrı.