İlhami Algör. Reklam, film, belgesel çekimleri, ve senaryo
çalışmalarıyla meşgulmüş daha çok. Pek göz önünde sayılmaz. Tanıyanı az. Küçük
kitaplar yazıyor. Novella desen,
denir. Bu da onlardan biri: Fakat
Müzeyyen Bu Derin bir Tutku.
Oğuz Atay’ın Tehlikeli
Oyunları’nı andırıyor bana göre. Üslup ya da kurgunun benzediğini söylemek
zor aslında ama yine de o havayı hissettiriyor tuhaf şekilde. Utangaç bir dili
var. İnsanı saran, bırakmayan bir kitap değil. İyi okuyucu değilseniz bir
solukta okunmaz. Türk edebiyatında son dönemde daha da parlayan naifliğin
müptelaları için tam isabet. Dost’tan
çıktı Bulmak pek kolay sayılmaz.
“Bir şekilde beni tel cambazı yap abi” dedi. “Telin tam ortalarında bir
yerde iken, nasıl yürüneceğini unutan bir cambaz olayım. Orada öyle, gece
gündüz takılayım.”
“Bir eli omzumda, diğeri çenesinde, bir yerlere dalıp gitti. Nefes bile
alamıyordum. Eli orada kalsın istiyordum. Kalsın, bana dönsün, sessiz bir “Ne?”
desin, ben kedi olup çene altına sokulayım, sonra gerdanına, göğsüne sarılayım,
sarılıp tenime yapıştırayım, sonra yine yunus, yılan balığı, yaprak, polen
ve... Eski günlerdeki gibi.”