Can Kozanoğlu. Sosyolog, gazeteci. Robertli. Sonra da Boğaziçi’ne
devam etmiş. Fiyakası sağlam. Gazetecilik de yapıyor. Renkli bir adam.
Tükenmeyen bir merak, gemlenmemiş yaşama aşkıyla dolu. Yazdığı her kitap nefis.
Hepsi de üslup sahibi, sıradışı. Acemi
Eğitimi ise beyefendinin hatıratı. Hikaye kitabı da denebilir.
İçindeki her hikayeden bir film
çıkarmak mümkün. Hepsi cümbüşlü, ters köşeye yatıran öyküler. Hakikaten ‘sirk’
gibi bir kitap. Okuyan herkesin merak ettiği sorunun cevabı (“Bunlar gerçek mi”?) “evet” olacak. Ne kadar keyifsiz olursanız olun, derdinizin dermanı
bu kitap. Okuduğum en iyi 10 anı kitabı içerisine alırım. İletişim’den çıktı. Okuyup da beğenmeyeni görmedim, duymadım.
“Servet eski tip otoriter-burjuva bir
ailenin yaramaz çocuğuydu. Evde tekme tokat dayak yok ama kulak çekme var. Ve
hep aynı tehdit var: “Koparırım kulaklarını!”
İlkokula başlıyor, yine kulak çekici bir
öğretmene denk düşüyor. Her yaramazlıkta bir taraftan kulağı çekiliyor, bir
taraftan malum laf söyleniyor: “Bana bak koparırım senin kulaklarını!”
Bazen canı öylesine yanıyor ki, kulağının
gerçekten kopacağını zannediyor Servet. Bu korku yavaş yavaş içine işliyor.
Kulağı çekilmesin diye hiç yaramazlık yapmamaya başlıyor... Ortaokul yılları,
lise yılları, üniversite.... Servet’in korkusu takıntıya dönüşüyor... Kulakları
görünmesin diye saç uzatıyor. Olmadık anda, olmadık yerde ellerini kulaklarına
götürüyor. Bu yüzden askerde çok eziyet çekiyor...
Önce bir şirkette çalışıyor Servet, sonra
kendi işini kuruyor, büyük paralar kazanıyor. Ama yalnız, hep yalnız. Sonunda
niyetlenip niyetlenip bir türlü cesaret edemediği işi yapıyor. Bir psikiyatri
uzmanına gidiyor. Müge Abla’ya.
-Buyurun dinliyorum
-Benim bir derdim var. Ama anlatması öyle zor ki.
-Anlıyorum. Ama anlatmanız gerekiyor. Neresinden isterseniz orasından
başlayın.
-Belki çocukluğumdan başlamam lazım
-Çocukluğunuzdan başlayın öyleyse.
-Ya da ne olduğunu söyleyeyim önce.
-Öyle de yapabilirsiniz.
-Bir korku var bende. Büyük bir korku. Çocukluğumdan beri. Kulağım
kopacak... Kulağımı koparacaklar diye korkuyorum.
Servet en zor eşiği geçiyor... Müge’nin gözü
ister istemez Servet’in kulaklarına kayıyor... Binlerce voltluk elektrik
geçiyor Müge Abla’nın bedeninden. “En zor hastam bu olacak” diye düşünüyor.
Çünkü Müge Abla’da kulak takıntısı var. Sevişirken erkeklerin kulaklarını
ısırmak, hem de koparıncaya kadar ısırmak istemiş hep. Dişlemiş ama bir noktada
frene basmayı başarmış o güne kadar... Servet ayrıntılara geçiyor... İkinci
seans, üçüncü seans... Servet, Müge’ye yalnızca bir doktor olarak bakmıyor
artık. Bambaşka duygular beslemeye başlıyor. Bu duyguların karşılığı da var
üstelik. Fark ediyor.
Müge Abla ise çareyi bir meslektaşına, Ergin’e
başvurmakta buluyor. Kulağım kopacak korkusuna kapılmış yakışıklı hastamı
dinliyor, seans biter bitmez meslektaşına gidiyor, bu kez o anlatmaya başlıyor:
“Hep bir erkeğin kulağını ısıra ısıra...”
"Halam hiç maddi sıkıntı yaşamadı. iç
sıkıntısını ise ölünceye kadar üzerinden atamadı."
“Bazen en basit hakikatler öyle inanılmaz
görünür ki, inandırıcı olmak için hakikatleri değiştirmek zorunda
kalırsın."