Theodore Zeldin türlü ödüllere layık görülmüş, çeşitli kuruluşlarca
onurlandırılmış, çizgi dışı bir tarihçi. Tarihi savaşlar, kavgalar, antlaşmalar
üzerinden değil kişilerin özel hayatları üzerinden anlatmayı tercih ediyor. Bu
da okuyucunun tarihle hemhal olmasını kolaylaştırıyor. Dilimize tercüme edilen
tek kitabı İnsanlığın Mahrem Tarihi.
Yirmi beş hikaye var içinde.
Hepsinin de kahramanı kadın. Her hikayenin başında kahramanın ağzından sicilini
dinliyoruz. Daha sonra yazar, o hayatı tarihin bir yerlerine oturtuyor.
Kronolojik bir anlatım yok. Bölük pörçük hatta döngüsel bir tarih kavrayışı
var. Kimi hikaye sıradışı kimisi oldukça sıradan. Yazarın dağarcığı fevkalade
zengin. Bilgisi, görgüsü, üslubu doyurucu. Bilim adamından çok hikayeci gibi. Tarih
okumaya gelemeyenler için bile keyifli olacağını düşünüyorum. Kalbur üstü tarih
okurlarını tatmin etmeyebilir fakat eminim onlara başka gözler, başka bakışlar
kazandıracaktır. Ayrıntı’dan çıktı. Mutlaka
tavsiye ederim. Okumadığınıza pişman olursunuz.
“Kinsey 1930’lar ve 1940’larda Amerikalıların nasıl cinsel tatmine
kavuştuğunu araştırmaya giriştiğinde, zenginlerle yoksulların bu konudaki
fikirlerinin birbirini hemen hiç tutmadığını keşfetti [...] Evlilik öncesinde
cinsel ilişkiye giren yoksulların sayısı zenginleri yedi kez katlıyor,
fahişelerle ilişkiye girme sıklığı ise yoksullarda zenginlerin üç katına
çıkıyordu. Gençliklerinde yoksullardan iki kat fazla mastürbasyon yapan ve
cinselliği genellikle belden yukarısıyla sınırlayan zenginler, yaşları
ilerledikçe aşk sanatına vakıf oluyor, deneyciliğe, hatta öpüşmeye bile
kuşkuyla bakan ve çıplaklığın ayıp olduğunu düşünen yoksulların aksine,
göğüslerle ve ön sevişmeyle özel olarak ilgilenmeye başlıyorlardı. Bir başka
deyişle insanların refah seviyesinin artması seksi daha renkli kılıyordu.”
“Çok uzun bir süre boyunca dünya, üç temel gıda maddesi –buğday, mısır
ve pirinç- üzerine kurulu, her biri kabaca aynı büyüklükte üç büyük
imparatorluğa bölünmüş durumdaydı. Fakat insanları bundan da fazla ayıran,
yiyeceklerine kattıkları sos ya da baharattı: Akdeniz’de zeytinyağı, Çin’de
soya, Meksika’da kırmızı biber, Kuzey Avrupa’da tereyağı ve Hindistan’da kokulu
otların bin bir çeşidi. 1840’lar Rusya’sında, hükümetin halkı patates
yetiştirmeye ikna etme çabaları ayaklanmalara yol açmıştı; çavdar ekmeğine
alışık olan Rus halkı, kendilerini köleleştirmeye ve yeni bir dini kabule
zorlanmaya yönelik bir tezgahtan şüphelenmişti; oysa daha elli yıl geçmeden
patatese aşık oldular. Bütün mesele, öteden beri yiyeceklerine lezzet katmakta
kullandıkları kislotu adlı ekşi maddeyi patatese de eklemiş olmalarıydı,
neticede onlarda alışkanlık yapan da bundan başka bir şey değildi. Her millet
kendi mutfağına kendi özgün kokusunu katar ve değişimi kabullenmesi ancak her
yeni tadı kendi kokusuna bulayarak değişimi kendinden gizleyebilmesiyle mümkün
olur. Amerikalıların her türlü yeniliği kabul edilebilir hale getirmekte
kullandıkları tat şekerdi. Kokusu olmayan ve neredeyse her şeye yüzeysel bir
çekicilik katmak gibi sihirli bir marifeti bulunan şeker, aslında dünyanın
damak tadını birleştirmekte gelmiş geçmiş her şeyden daha etkili olmuştur.”